• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/uyanisyayinevi
  • https://twitter.com/Uyanis_Yayinevi

Günün Sözü

Bu romanın vadettikleri güneş sisteminin içinde bir Çoban yıldızı gibidir.

Kısaca kendinizi tanıtır mısınız? Hangi okullarda okudunuz ve nerelerde çalıştınız?

1987 Konya doğumluyum. İlk, orta ve lise öğrenimimi Konya/Ereğli’de tamamladım. 2011 yılında Pamukkale Üniversitesi Sosyoloji bölümünü bitirdim. 2013 yılının Ocak ayında Adalet Bakanlığı’na bağlı olarak Amasya Denetimli Serbestlik Müdürlüğü’nde sosyolog olarak memuriyet hayatıma başladım. 2014 yılında ise Selçuklu Üniversitesi Sosyoloji bölümünde Master eğitimimi tamamladım. Halen Adalet Bakanlığı'na bağlı olarak Konya ilinin mütevazı bir ilçesi olan Seydişehir'de memur olarak hayatımı devam ettirmekteyim. Ayrıca beni hayata bağlayan şeker mi şeker bir kızım ve kalemime en az benim kadar güvenen, verdiğim her kararda arkamda duran bir eşim var.

Yazma hikâyenizi anlatır mısınız? Ne zaman yazmaya başladınız ve ilk kitabınızın adı, konusu neydi?

Yazmaya başlamam çok eskiye dayanmakta ilkokulun ilk yıllarına dayanıyor hatta. O zamanlar daha yoğun olarak çevreyi gözlemleyerek farkındalık hat safhada olsa da çevremde gördüklerimi, gözlemlediklerimi kâğıt ile buluşturmak biraz zaman almıştı. Özellikle yaşadığınız sosyal çevrede idrak edebildiklerinizi hayal ve kelime dünyanızla harmanlandırmak o yaşların harcı değildi. Bu yüzden o zamanlarda eğer başıboş bir kâğıt bulabildiysem kâğıtlara bulamadıysam evimizin iç ve dış duvarlarına yazmaya başlamıştım. Tabii özellikle evin duvarlarını hem içerden hem de dışardan güzelleştirmem de! O yaşlarda izlediğim filmlerin etkisi büyüktü.

Kalemim ile ilk ciddi tanışmam orta ikinci sınıfta Türkçe ve Güzel Konuşma ve Yazma dersi öğretmenim Halide Taşçı sayesinde olmuştu. Öğretmenimiz bu iki dersin de son 10 dakikasında bir konu üzerine kompozisyon yazdırır ve bunu evlerimizde tamamlamamızı ödev olarak isterdi. İşte ben bu ödevleri hiç aksatmadım ve bu şekilde kalemim ve geleceğe dair mutlaka söyleyecek sözümün olduğunu fark ettim. Ancak ilerleyen zamanlarda bu isteğim üzerine çok yönelmediğim için kalemimin o günlerde biraz köreldiği, düşünsel bahçemin ise biraz bakımsız kaldığı doğrudur. Ta ki Pamukkale Üniversitesi Sosyoloji bölümünü kazanıncaya kadar. Düşün dünyam için neredeyse küllerinden yeniden doğan bir sürecin mimarı benim için sosyoloji ile tanışmak ve sosyolojiyi anlama adına verdiğim çaba olmuştur. Sosyoloji ile birlikte yeniden formuna kavuşan ve o güne kadar hiç olmamış bir şekilde dinç olan zihnim bu (b)ilim sayesinde kapasitesini her daim bir adım öteye taşımaya çalışmıştır. Ayrıca sosyoloji ile birlikte yaşadığım zihinsel sıtmalar beni daha fazlası olmaya en uygun aday yapmıştır. Sosyoloji ile tanışmamızın üzerinden 10 yıl geçmesine rağmen bugün dahi onun aracılığıyla düş(ünüş)lerimde kurduğum şantiye ile hayat daha pozitif, daha çalışkan, daha duyarlı, daha hassas ve daha üretken bakabildiğimi düşünüyorum.

Üretkenlik adına o günden bugüne yazdığım küçük hikâyeler, denemeler, köşe yazıları, şiirler, yorumlamalar, teorik anlamda kitap haline almaya hazır tezler yazdım.

İlk kitabım ise ona özümü verdiğim ve hayat adına idrak edebildiklerimden birkaç şeyin anlamıyla şekillendirdiğim “YAŞLI ŞEF” romanımdır. Bu roman, bu hayatı her anlamda sorgulayanların başyapıtı olacaktır. Çünkü konusu hayatın ta kendisidir. Nasıl radikal kararlar alamadığımız ve hayat şartları adını verdiğimiz mazeretlere gömülerek hayallerimizi nasıl hayata geçiremediğimiz üzerine kurulu bir zamana meydan okuyan bir adamın ve daha fazlalarının hikâyesidir. Hem gözümüz, hem cebimiz hem de gönlümüzce Avm lere kısılmış hayatlarımızda neden eski bir bakkal dükkânının samimiyetini bulamadığımızın eleştirisini yapar gibidir. Ve bu romanın vadettikleri güneş sisteminin içinde bir Çoban yıldızı gibidir. Çünkü Çoban yıldızı, güneş sistemi içerisinde diğer gezegenlerin aksine ters yönde dönen tek gezegendir ve diğer gezegenlerden yörünge ve birçok açıdan farklıdır, yalnızdır. İşte buradaki yalnızlık çok önemlidir. Çünkü yalnızlık farklılık gerektirir ve bizler farklılıklarımızla “insan” olabilmişizdir. Oysa zamane sistemleri insan kelimesinin anlamını kazanç, hükmetme, mallaşma, yok etme pahasına daha fazla kazanç, dahanın da dahası kazanç üzerinde yoğunlaştırmak ister gibidir. Çok basit bir örnek ile dünya bugün 4,6 milyar yaşında bunu 46 yıla oranlarsak eğer insanlık tarihi 4 saattir bu dünyada ve endüstriyel devrim 1 dakikadır. Ve insanlık, bu sürede dünya ormanlarının yarısı yok etti. Doğrudur bir şeyleri kazanıyoruz daha lüks, daha teknolojik, daha rahat adına ne derseniz deyin bir şeyler yaşamak adına ancak ya kaybettiklerimiz ya da daha da vahimi ya kaybedip te yerine koyamayacaklarımıza ne olacak… İşte bu kitap ile bunlar ve daha fazlası üzerine bir sorgulama yaptık haddimiz olmayarak kendimizce…

Yazmaya başlamadan önce ve şu an duygularınız arasında ne gibi farklar var?

Yazmaya başlamadan önce hayatımın hep yerinde saydığını ve biraz da huzursuz hissediyordum. Sanki damlamak isteyip te damlayamayan bir damlanın sıkıntısı vardı Üzerimde. Ancak yazmaya başladıktan sonra ise özellikle de “YAŞLI ŞEF” den sonra artık kendimi daha huzurlu hissediyorum. Çünkü artık bir damla olarak damlama vaktimin geldiğini hissediyorum ve adını, sanını, dertlerini, düşüncelerini bilmediğim insanların yanında olma hissi beni gerçekten mutlu ediyor.

Bugüne kadar hangi kitapları yayınladınız ve konusu neydi?

Bu güne kadar “YAŞLI ŞEF” dışında yayınlanmaya hazır bir master tezim ve çeşitli denemelerim dışında bir çalışmam yok.

Yazarken nelerden ilham alırsınız?

Kendimde en sevdiğim taraf, en basit şeylerden ve en karmaşık şeylerden ilham alabilmemdir. Bu konuda eksiklerim var ancak bir şeyleri başarabildiğim doğrudur. Yazma noktasında ise, bir kalem çıtırtısından tutunda evinize giden güzergâhta yapılan bir yol çalışmasına; yağmur sesinden tutunda bir martı çığlığına, çölde kanat çırpan bir kuşun susuzluğundan tutun da betonların ortasında inatla yaşamayı başarmış bir kır papatyasına, kelimelerin gücüne kadar her şeyden feyz alabilmek için onları düşünmek beni mutlu ediyor.

Yazmak için önce neler yapmak lazım, okumadan yazan ve hemen kitap çıkarmak isteyen o kadar çok ki bu konuda ne diyeceksiniz?

Bir yazar adayı olarak; yazmak için acele etmemek gerektiğini düşünüyorum. Çünkü yazmak bazı aşamaların bir mükâfatıdır ve aşamaların zirvesidir. Bu aşamalardan kısaca bahsedersek, yazmak için önce iyi bir okur olmak lazım. Çünkü okumak, düşünmeye; düşünmek ise anlamaya ve idrak etmeye götürecektir. Ve böylece zihninizle kusmaya başlarsınız. Zamanla bununla yetinemezsiniz ve bu süreç dilinizde vuku bulur. Ve sabırla beklenen bu süreç nihayete erer ve dilinize vuran şeyler elinize vurur. Böylece kaleminiz kâğıt ile buluşmaya başlar.

Doğrudur herkes bir yerlerde eksik bıraktığı ya da eksik kalmış takdir hakkını aramakta ancak artık ciddi anlamda niyet cambazlığı yapan o kadar çok sözde yayınevi gerçekte göz boyayıcı makyajları ve türlü türlü hileleriyle insanların duygularıyla oynayan sektör adamı! Varken; emeğinizi, iyice şekillendirdikten sonra başka bir göze ve bu düşün dünyasına armağan edin. Bu süreç uzun sürebilir doğrudur ancak Özdemir ASAF’IN şu sözünü unutmamak gerekir; “damla, kendini tamamlayınca damlar”

İyi yazmanın bir formülü var mı? Sizce nedir?

İyi yazmak için iyi bir hayal dünyası gerektiğine inanıyorum. Ancak bunun yanında iyi bir gözlemci olmak, gezip görmek, yaşamak ve yaşatmak gerekir bence. Ayrıca ün sahibi tüm yerli ve yabancı edebiyattaki isimlerin metotlarını da çözümlemek gerek. Çünkü işlenmiş ve kayıt altına alınmış her metot sayesinde bizler yönümüzü bulabiliyoruz ve bu metotlardan yeni bakış açıları oluşturarak bu dünyaya armağan edebiliyoruz. Unutmamak gerekir bilgi kümülatiftir. Bu yüzden bizden öncekiler, toprak üzerinde koskocaman bir ağaç ise bizler de o ağaçların yeşillenen ve bir bir türlü meyvesine dönüşen dallarıyız ve kim bilir yarınların yazar adayları için toprağa düşen umut tohumları olacağız.

Çok satan mı çok okunan mı çok tanınan yazar mı daha verimlidir sizce?

Çok kelimesi beni her zaman ürkütmüştür ama şunu söylemek gerekir ki; çok satan bir yazarın mutlaka bir şeyleri doğru yaptığı, çok okunanın iz bıraktığı ve çok tanınanın ise kulaktan kulağa aktarıldığı doğrudur. Bu yüzden çok okunarak çok satmış çok tanınan bir yazar olabilmek en ideal olanıdır...

Daha iyi yazmak için neler yapıyorsunuz?

Daha iyi yazabilmek için; günlük birazcık daha fazlasını kapsayan okuma-yazma kotaları koyuyorum. Çok yorgun ve anlama/idrak etme düzeyimin çok az olduğu günler için ise parça parça az miktarda okuma yapıyorum ve kalemimin diri kalmasını sağlıyorum.

Çalışmış olduğunuz yayınevleri ve ilgili kişileri hakkında ve halen çalışmakta olduğunuz yayınevi ve ilgili kişileri hakkında görüşlerinizi bildirir misiniz?

Çalışmakta olduğum tek yayınevi var şu anda. Ve yayınevimden memnunum. Özellikle de birçok yayınevinin editörlerine bile ulaşamazken yayınevi sahibinin kafamıza takılan her konuda ulaşılabilir olması, bilmediğimiz konularda yol gösterici olması, tecrübe ve deneyimlerini paylaşması ve sınırsız tevazu sahibi olup kendisiyle çalışılmamasını bile göze alıp yardımcı olmaya çalışması yazar adayları için kesinlikle bir şans diye düşünüyorum.

Bugüne kadar hangi kurum veya kişi öncülüğünde katıldığınız kitap ile ilgili ortak projeler nelerdir ve konusu amacı nedir?

Bu konuda ciddi bir proje deneyimim olmadı ancak üniversite günlerimizde her şeyi tartışabilen bir kitap -sinema grubumuz vardı ve gerçekten çok faydalı olmuştu. Bu tür küçük-büyük grupları ve küçük-büyük organizasyonları destekliyorum.

Rahmetli olmuş ya da yaşayan yazar ve şairlerden benimsediğiniz kimlerdir?

Edebiyat konusunda kesinlikle idolüm Cengiz Aytmatov’dur. Onun kalemine hayranım. Bunun yanında Balzac, Sarah Jio, Zweig, Dostoyevksi, Peyami Safa, Zülfü Livaneli, Hasan Ali Toptaş vb. isimleri kesinlikle okumaktan hoşlanıyorum.

Yazar ve şair arkadaşlara söylemek istediğiniz bir çağrınız var mıdır? Son olarak iyi yazar-şair olmak isteyenlere ya da bu işe yeni adım atacak olanlara tavsiyeleriniz nelerdir?

Kaleminize güvenin. Zihninize ve hayal gücünüze güvenin ve sınırlarınızı zorlayın. Ne kadar çok sabretmek zorunda kalırsanız kalın zamanı geldiğinde damlayacağınız bir vaktin geleceğini hep bilin. Sayfaların, sermayesi zihniniz olan mürekkebinizle değerleneceğini bilin. En önemlisi de kaleminizi herhangi bir neden ile sayfalardan mahrum kalacak bir yere terk etmeyin. Çünkü kaleminiz; sizin duruşunuz, karakteriniz, düş(ünüş)ünüz, ruhunuz ve çareniz, bu dünyaya haykırışınız ve daha da ötesi bu dünyaya en keskin çığlığınızdır. Kaleminizin ve sermayesinin daim olması dileğiyle...



Paylaş |                                         Yorum Yaz - Arşiv   
216 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Okuyalım, Okutalım
Site Haritası