• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/uyanisyayinevi
  • https://twitter.com/Uyanis_Yayinevi

Günün Sözü

Herkes, hayat öyküsünün sonunu kendisi hazırlar.

Erdal Arslan: Yarım Kalan Öyküler

Kısaca kendinizi tanıtır mısınız? Hangi okullarda okudunuz ve nerelerde çalıştınız?

Kısa bir otobiyografi portresi çizecek olursak, Erdal Arslan; okumayı ve yazmayı çok seven, 1988 Mersin doğumlu, orta halli bir ailenin üç erkek evlattan en büyüğüdür.

Bu kimi zaman önüne engel olarak çıksa bile uzun zamandır hastalıklar ile boğuşan ancak asla Tanrı'ya ve de dünya yaşamına isyan etmeyen inançlı birdir. Kısaca Erdal Arslan'ın tanımı budur.

Uzun dönemde kendimi anlatacak olursam 1996 yılında Mersin’den İstanbul’a geldiğimiz yıl ilkokul hayatıma başladım. Sekiz yıllık ilköğretim hayatımı zor hayat koşullarında tamamladım. Lise yıllarımda ailemle pazarcılık yaparak iş hayatına başladım. Bu dönemde böbrek hastası olduğumu öğrendim. Lise öğrenimimden sonra Diyalize bağlı yaşamaya başladım. Aynı dönemde İstanbul’da özel bir diş polikliniğinde evrak takibi yürüttüm. Dört yıllık diyaliz hayatının ardından annemden aldığım böbrekle tekrar hayata tutundum. Böbrek naklinden sonra üniversiteye başladım. Üniversite yıllarımda tiyatro ile ilgilendim. Mezun olduktan sonra asıl mesleğim olan Muhasebeciliğe Sirkeci’de bir oteller zincirinin Muhasebe bölümünde çalışarak adım attım. Ancak bir buçuk yılın sonunda ticarete atılmak için istifa ettim. O da olmadı ve kısa bir işsizliğin ardından Fibabanka Genel Müdürlüğünde Sivil Memur olarak çalışmaya başladım. Bu sırada Vakıfbank gişe memurluğu sınavına girdim. Bir ay gibi kısa bir süre sonra Vakıfbank’ta çalışmaya başladım. Vakıfbank’a başladığım ay içinde iki yıl önce girmiş olduğum Devlet Memurluğu sınavında tercihler açıldı. Atanacağımı ummayarak Milli Eğitim Bakanlığını tercih ettim. Allah’ın da yardımı ile özel sektör maceram bitti ve Tekirdağ Kapaklı ilçe milli eğitim müdürlüğüne Memur olarak atandım. Bu yıl içerisinde kendisi de böbrek nakli hastası olan Özlem Hanım ile evlendim. Memuriyette bir yıllık asaletimin tasdiki ile birlikte sağlık sorunlarımın da ilerlemesi ile birlikte Gaziosmanpaşa’ya tayin olundum. 2016 yılının sekizinci ayında annemden aldığım böbreğimi de yitirince tekrar ameliyat masasına yattım. Bu sefer bana hayat bağışlayan babam oldu. Allah ikisinden de razı olsun.  Şuan Halen Gaziosmanpaşa İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünde Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmeni olarak görev yapıyorum.

Yazma hikâyenizi anlatır mısınız? Ne zaman yazmaya başladınız ve ilk kitabınızın adı, konusu neydi?

Aslında ben okumaya başladığımdan beri yazıyorum. İlkokul yıllarımdan beri hep yaşamımdan bir öykü basit bir hikâye çıkararak yazarım. İyi veya kötü olması hiç önemli değil. Beğendiklerim de oluyordu elbette ve ben bunları etrafımla paylaşmayı çok seviyordum. Ta ki lise sıralarının o çetrefilli, aşk ve ergenlik dolu yılları ile tanışıncaya dek. Şiir yazmaya Lise yıllarında başladım, Lise bitince de öyküler ile devam ettim. O yıllarda hastalığımdan ötürü birçok psikolojik öyküler ve şiirler yazdım. Ama bu yazdıklarımın hepsi basit bir hırsızlık sonucu maalesef çalındı. Bu yok oluştan ve de hastalığımdan ötürü uzun zaman yazamadım.

Lise yıllarımda yazdığım şiirler her ay yayınlanan okul dergisinde yayınlanınca, öğretmenlerimin tavsiyesi ile düz yazıya daha çok önem verdim. O günden sonra birçok öykü ve deneme yazdım. Ancak 2014 yılına kadar kitap çıkarma gibi bir düşüncem olmadı. Bunu hep hayal ediyordum ancak yayınlatmaya cesaretim yoktu.  2014 yılında bir haber sitesinde gördüğüm yayınevi reklamı beni kitap çıkartmaya yöneltti. O gün yazılarımı ve şiirlerimi derleyip toparlayıp “Sen Çeyrek Ben Yarım” adlı kitabımı yayınlattım. Kitabın satış rakamları beni memnun etmedi diyebilirim. Ancak benim için bir dönüm noktası oldu. Sen Çeyrek Ben Yarım gerçekten içinde olmam gerektiğini düşündüğüm yayın dünyasıyla tanışmamı sağladı.

Yazmaya başlamadan önce ve şu an duygularınız arasında ne gibi farklar var?

Herhangi bir fark yok ancak insanların yazdıklarımı okuduklarını bilmem beni gerçekten çok mutlu etti. Yazmadan önce hep bir yanım eksikti. Şimdi tamam oldum.

Bugüne kadar hangi kitapları yayınladınız ve konusu neydi?

Sen çeyrek ben yarım, Elveda çocukluğum ve Yarım Kalan Öyküler adlı üç yayınlanmış kitabım bulunmaktadır. Dil işçileri Edebiyat antolojisine dört, Cümle Mühendisleri antolojisine de bir öyküm ile destek verdim.

Yazdığım tüm yazılarda ben Gerçekçi düşündüm ve gerçeğin dışına çıkmadım. Hissetmediğim hiçbir duyguyu yazmadım. Sırf edebiyat olsun diye aşırı ve gereksiz sözcükler sarf etmedim. Konuları gerçek hayattan, insanlardan, kendimden aldım. Her kitapta, her şiirde ve her öyküde mutlaka yaşanmışlıklar vardır. Ya benim, ya da toplumun yaşantıları vardır.

Yazarken nelerden ilham alırsınız?

İlham denen olgunun bana ne zaman, nasıl geldiği hiç belli olmuyor… Gecenin bir yarısı gözlerimi açtığımda birkaç kelimenin aklıma düştüğü olmuştur. Bu kelimeler kimi zaman bir şiir veya bir öyküye dönüşmüştür. Veya bir otobüs yolculuğunda aklıma gelen, gördüğüm, yaşadığım bir olay beni yazmaya itebilir. Ancak bu elbette anlattığım gibi kolay olmaz. O düşüncem zaman zaman aklıma gelir ve aklımda şekillenir. “Tamam, artık oldu.” Dediğim zaman da yazmaya başlarım.

Yazmak  için  önce neler yapmak lazım, okumadan yazan ve hemen kitap çıkarmak isteyen o kadar çok ki bu konuda ne diyeceksiniz?

Okumak, okumak, okumak! Ama kesinlikle çok okumak değil. Anlayarak, öğrenerek, hissederek okumak… Hele yazar olma arzusunda olan birinin iki katı okuması lazım. Mesela hobi olarak biri kitap okuyacaksa türü bellidir. Roman ya da öykü, Aşk veya cinayet ne ise… Onlardan birini istese bir saatte isterse bir ayda okusun, okuyabilir. Ancak yazar olmak isteyen arkadaşlarımızın tüm türlerden en az bir tane ve irdeleyerek, inceleyerek okuması lazım. Kitap çıkarmak isteyen arkadaşlarıma tavsiyem budur. Kitabın ne olduğunu bilmeden, okumadan olmaz...

İyi yazmanın bir formülü var mı? Sizce nedir?

Henüz yeni bir yazarım. İyi yazdığımı söylemem için çok erken. Bunu ben ancak şu şekilde söyleyebilirim. Yazar olmak için nasıl ki okumak gerekiyorsa bence iyi yazmak için de bol bol, verimli ve çeşitli yazılar yazmak lazım. Mesela ben her okuduğum kitaptan sonra veya etkilendiğim bölümlerden sonra, konuyu/kitabı anımsatır bir öykü kaleme almaya çalışırım. Nasıl daha iyi yazarım diye çeşitli yazarların tekniklerini inceler ve onları yazılarıma işlerim. Açıkcası iyi yazmak için elimden geleni yaparım. Ancak kendi çizgimin dışına çıkmamaya çalışırım. Taklitçilik ve kopyacılıktan hiç haz etmem. Bir de iyi yazar olabilmek için bence özgün de olmak gerekir.

Çok satan mı çok okunan mı çok tanınan yazar mı daha verimlidir sizce?

Verimli olmak sadece kitaplarının satılması veya çok tanınman ile alakalı değildir diye düşünüyorum. Çok okunmak daha önemli… Zaten bir yazar çok okunuyorsa çok satıyor ve de tanınıyordur. Ancak çok satan ve tanınan yazarların çok okundukları söylenemez. Aslında ikisi de aynı cümle gibi görülse de esasında birbirinden çok farklıdır.

Daha iyi yazmak için neler yapıyorsunuz?

Okuyorum ve okuduğum yazıları inceliyorum. Başarılı yazarların türlerini, anlatım tarzlarını inceliyorum. Bol bol yazıp, üzerinde çalışıyorum. Yazılarımı tamamladıktan sonra mutlaka eleştirebilecek birine okutuyorum. İçime sinmediyse, o yazı için “Tamam, olmuş” diyemediysem mutlaka baştan, tekrar yazıyorum.

Çalışmış olduğunuz yayınevleri ve ilgili kişileri hakkında ve halen çalışmakta olduğunuz yayın evi ve ilgili kişileri hakkında görüşlerinizi bildirir misiniz?

Şimdiye kadar üç yayınevi ile çalıştım. Çalıştığım yayınevlerinin hepsi gerek insan ilişkileri bakımından, gerekse işlerini iyi yapmaları itibariyle çok başarılı ve pozitif insanlarla dolu. Ancak çok üzülerek belirtmeliyim ki günümüz ticarethane anlayışı, kapitalist düzen bu başarıların buradan öteye gitmemelerine sebep olmaktadır. Evet, işlerinde çok iyiler ancak; bir ticarethane mantığı ile çalıştıklarında o işleri, sıradan işlerden ayırmanın imkânı olmuyor. Yine de bu devirde bu kadar kalmaları bile büyük başarı. Bu üç yayınevimden bana en büyük katkısı olan ve gerçekten edebiyata ve kitaba önem verdiğini düşündüğüm yayınevi ise son kitabımı yayınlayan yayınevi Uyanış Yayınevidir. Bu düşüncemde en büyük pay; Yayınevi sahibi Ahmet Bilgehan ARIKAN beyefendi ve muhterem babası Yaman ARIKAN Hocamdır.

Bugüne kadar hangi kurum veya kişi öncülüğünde katıldığınız kitap ile ilgili ortak projeler nelerdir ve konusu amacı nedir?

Sisyphos Yayınları tarafından yayınlanan Dil işçileri edebiyat antolojisi ve Cümle mühendisleri edebiyat antolojisinde öykülerim yayınlandı. Bunların dışında şuan proje aşamasında olan Engelli Yazarlar edebiyat antolojisi için çalışıyoruz. 2018 yılı başlarında çıkartmayı düşünüyoruz.

Rahmetli olmuş ya da yaşayan yazar ve şairlerden benimsediğiniz kimlerdir?

Kalemini en çok beğendim yazarlar Yaşar Kemal ve Mehmed Uzun’dur. Ancak yazdığım türler bunlardan farklıdır. Benim öykücülüğünü en çok beğendiğim yazarlar Sait Faik, Orhan Kemal, Rıfat Ilgaz,  ve Dinçer Sezgindir.

Yazar ve şair arkadaşlara söylemek istediğiniz bir çağrınız var mıdır?

Söylemek istediğim; sadece, gerçekten yazmış olmak, kitap çıkartmış olmak için yazmayın. Edebiyata, topluma, insana faydası olmayan yazıları kaleme almayın. Çalıntı veya alıntı (her neyse) sözlerle kitabınızı toplama bir esere dönüştürmeyin. Yazın yazabildiğiniz kadar yazın ama inanarak… Bomboş yazılmış yazının öykünün şiirin kimseye etkisi ve yararı olmaz.

Son olarak iyi yazar-şair olmak isteyenlere ya da bu işe yeni adım atacak olanlara tavsiyeleriniz nelerdir?

Birincisi okumalı ve yazmalılar. İkincisi ise ne yazılacağından çok nasıl yazılacağına önem vermeliler. Etrafımız saçma sapan aşk ve dedikodu kitaplarıyla doldu. Gerçek bir roman, gerçek bir öykü görmek çok zorlaştı. İyi kitaplar okuyun ve iyi yazmaya çalışın.



Paylaş |                                         Yorum Yaz - Arşiv   567 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın